Kağıdı kalemi hazırlayın hanımlar rezil ve rezil olduğu kadarda eğlenceli bir mangal gününün malzemelerini veriyorum.
* 3 adet bir ayağı ergenlikte genç
* 1 adet ormanlık alan
* 1 adet soda
Bende Emine Beder girişi yapmak istemezdim ama yapacak başka birşey yoktu. Lise dönemini kapatmış, lys yi devirmiş, boşlukta olan 3 genç ki bunlardan bir tanesi nacizane ben oluyorum ne yapsak ne yapsak diye düşünmüş ve kimden çıktığı hala meçhul olan ''mangal yapak mı?'' fikri galip gelmişti. İşte bizim hikayemiz tamda burdan başlıyor. Ramazan ayıydı liseden sınıf arkadaşlarımdan Burak ve Cem (Cem üniversitede de sınıf arkadaşım, sınıf arkadaşlığımız baya ileri boyutlara gitti ama umarım bu arkadaşlık ''hayat arkadaşlığı''na gitmez:) ile birlikte bizim mahallenin üstündeki Aydos Piknik Alanına gittik. tabikide malzemeler alınmış tas tabak konusunda annem sponsorluk yapmıştı. birşeyi unutmuştuk ama neyi unuttuğumuzu bir türlü bilemiyorduk birşey eksikti ama neydi? Hah mangal yapmayı bilen kişi eksikti. Allahtan hazır mangal veriyorlardı fakat bu bizi tatmin etmiyordu çünkü ilerisi içinde bir tecrübe gerekiyordu. adamlar yanmış mangalı yanımıza getirip koydu. üçümüzde sanki daha önceden mangal diye birşeyin varlığından haberimiz yokmuş gibi bakıyorduk. birimizden ''aaa mangaaal'' tepkisinin çıkması an meselesiydi. Neyseki şoku hemen atlatıp ''olsuuun öğrenmiş oluruz'' moduna geçtik. Geçtik dediğime bakmayın. o moda geçen sadece kıyafetlerimizdi. İçimizden gelen Türklükle hepimiz piknik modunda giyinmiştik fakat et nasıl pişirilir bilemiyorduk. Güçlüklede olsa yarı çiğ yarı pişmiş etlerle iftarı yapıyorduk. zaten arkadaş ortamında ne yeseniz o anda size güzel geliyor (kabul ediyorum orucunda etkisi vardı :) muhabbet herzaman ki gibi dehşet eğlenceliydi. Ta ki Burak benim midem ağrıyor diyene kadar. O der demez bizimde midemiz ağrımaya başladı. İşte tam da o an benim engin bilgilerim depreşmişti. Yıllardır içimde sakladığım o deney için sonunda bir denek bulmuştum. Bu deneğin kötü sonuç çıktığında beni dövmemesi gerekiyordu. Son sınıfta vaktimizin 23,99/24 ünü birlikte geçirdiğimiz Burak da bana kıyamazdı :) Ki nitekim kıymadı :D O muhteşem fikrime gelecek olursak fikrim çok basit soda içmek fakat normalden biraz farklı. Sodayı hiç geğirmeden içmek gerekiyor (gerekliliğini ben uydurdum:) çünkü bendeki mantık şu: eğer geğirmeden içerse midede gaz dehşet birikecek gaz birden çıkacak mide rahatlayacak yada gaz daha önce yediklerini çıkaracak. Bende isterdim ilk öngörümün gerçekleşmesini ama ne yazıkki ikincisiyle karşılaştık. Bütün bunlar olurken şundan emin olun hep gülüyorduk bu son anlarda dahil :) İşte bu yüzden hangi mallıkları yaparsanız yapın sonunda bütün yaptığınız mallıklara gülebileceğiniz arkadaşlar bulun. Nasıl bulacağınıza gelincede... bulunca yazarım onuda :)
Hayatı boyunca konuşan, İstanbul'un göbeğinde Sivaslılığından ödün vermeyen, İnşaat Mühendisi bir gencin ŞURASINDAKİ YARALAR !
Popüler Yayınlar
-
Heralde bir sene önce ahmet koçum interrail diye bişey var sen onla avrupayı komple gezicen hadi hazırlan deseler, ya arkadaşlığımı ke...
-
Eğer üniversiteye geçtiyseniz ve hazırlık okuyorsanız ''İngilizce konuşma pratiği yapamıyorum'' yalanı arkasına saklanar...
-
Geziye başlamadan öncede size bahsettiğim gibi günlük tarzı fakat daha ayrıntısız sadece genel başlıklı bir not defteri tuttum. (Enpara...
-
Interraili düşünce aşamasından beri herkes bloglara veya internet sitelerine nasıl akın ettiyse bende eksik kalmadım 2-3 ay etkin bir ş...
-
Öncellikle yazımdan dolayı vereceğim geçici miğde bulantısı için özür dilerim ama umuyorum ki eğlenmeniz ağır basacaktır. 6 yaşındaydım...
-
Normalde anılarımı paylaşıyorum ama bugün ''Sizin Mutfak Kaça ?'' yazısına ek olarak iki tane video paylaşmak istedim. Türki...
-
Önceleri birini evimde konaklatma fikrine pek güven duymasam da Çek Cumhuriyet'inden konuştuğum Mira (Erkek :) adında biriyle muhabbeti ...
-
Belki ki bence belkiden de yüksek ihtimal paylaştığım siteleri çoğunuz önceden biliyorsunuz ama ben yeni yeni keşfettiğim siteleri kendimce...
-
Kağıdı kalemi hazırlayın hanımlar rezil ve rezil olduğu kadarda eğlenceli bir mangal gününün malzemelerini veriyorum. * 3 adet bir ayağı ...
-
Başlıkta böyle iğrenç bir espri yapmak istemezdim ama aklıma bundan daha iyisi gelmedi ne yazsaydım 3 çekle ilk gece mi yazsaydım. Öyle y...
Anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Ocak 2014 Cumartesi
8 Eylül 2013 Pazar
Interral Günlüğü - 1. Gün
![]() |
Geziye başlamadan öncede size bahsettiğim gibi günlük tarzı fakat daha ayrıntısız sadece genel başlıklı bir not defteri tuttum. (Enpara.com eşantıyonudur :)
1. Gün - 6 Ağustos Salı
Uçağımız 12.05 de fakat ne uyku bizi nede biz uykuyu tutabiliyoruz. Ruz diyorum çünkü Tuğçe ile Kübra birlikte kaldılar ve sürekli whatsapptan konuşuyorduk. Hazırlıklar bitmişti bavulun ve gerekli kağıtların son kontrolleri yapılıp kahvaltıya geçildi. Annemin ardı arkası kesilmeyen nasihatleride kahvaltımıza neşe katıyordu. -Oğlum herkesle muhattap olma, biyere gidelim derlerse sakın gitme, kızlara takılma, çantana sahip çık, erken uyu, nefes alıyomusun diye kontrol et e kadar gidecekti olay. Neyseki işi garantiye alalım diye erkenden çıktık yola. Bende nasıl bir heyecan var ama artistlik elden gitmesin diye belli etmiyorum kuuul kuuul takılıyorum. Sanki romaya değilde pendik sahile iniyormuş rahatlığı varmış tiplerindeyim :) Yolculuğun ne kadar süreceğini uçağın kaçta ineceğini tartışıyorduk. Bu anlatacağım olayla başlayan ve devam eden olaylar zincirinde tecrübenin ne kadar önemli olduğunu birkez daha (tamam birkaç kez) anlıyorum. Çünkü bilette yazan iniş zamanı italya saatine göre yani yolculuk 1.40 saat değilde 2.40 saat sürüyormuş bunu uçakta farketmek hiç hoş olmuyor çünkü aileniz telaş yapabiliyor. Sonunda Sabiha Gökçen Havaalanına ulaştık. Heyecan konusunda Kübrayla Tuğçede benden farksız değillerdi. Hemen mantığını hala anlayamadığım çıkış pulunu 15 liraya aldım. Kontrol işlemlerimizi yaptırıp pasaport kontrolüne yöneldik ailelerle vedalaşıldı. (duygu dolu anlar...) Pasaporttaki polis abimizi çıkış puluma baktı damgayı vurdu geri bana verdi. ''şimdi ben bunu ne yapayım polis abi'' der gibi baktım. anladımki o hiç hoş olmayan bir cevap verir gibi baktı hemen uzaklaştım.
Duty Free alanına gittik Fiyatlar alkol için yarı yarıya diyebilirim. Uçakta satılanlardan fiyatlar pek farklı değil. Fikir sahibi olmanız için uçakta fiyatlarını çektim biraz kaydırmışım ama anlaşılıyor yine. Zaten çıkarken herhangi birşey almazsınız avrupada alkol zaten sudan ucuz (lafın gelişi değil ciddiyim. ben gülüyomuyum?)
Uçağımıza yarım saat kalmış fakat bizde aşırı bir rahatlık var sülalemiz cidden rahattı o saatlerde biz yarım saat kalmasına rağmen tuvalete falan gittik. bu sırada ben trt sunucusunu gördüm o zamana kadar adamı tanıyan tek kişi bendim ki heralde aşırı bi muhabbet heveslisiydi. neyse biz yine rahat rahat kendi peronumuza giderken rahat batmış olacakki peron numaramıza baktık. bakmaz olaydık yalnış perondaymışız. ''o eski halinden eser yok şimdi'' fon müziği eşliğinde kendi peronumuza yardırdık. Kübra hüseyin bolt Tuğçede artık Süreyya Ayhan dı artık. Neyseki dalağımız 4 kat büyümesine rağmen yetiştik Artık uçaktaydık herhangi bir kaçırma olayı olmazsa cidden interrail başlamıştı!
Tabi sürekli interrail muhabbeti yapsakta arada canım sıkılıp eğlence aradığımda oluyordu.
Bazende Yorgunluğa yenik düşüyorduk.
Ve 2.40 saatlik yolculuktan sonra Roma'ya inmiştik. Ben çokta önemli birşeymiş gibi gruptan Roma'ya ilk ayak basan kişi olmanın haklı gururunu yaşıyordum :)
Eğer tek başınıza interraile çıkmıyorsanız bizim uyguladığımız süper bir sistem vardı. Ufak tefek harcamalar için herkes 50 şer euro bir kişiye verecek o kişide 150 € ile bizim su, yol, müze girişi gibi ücretlerimizi karşılacaktı. Bunun avantajı bir iki euro için çanta deşeleyip yok bozuk yok ayrı ayrı alın gibi tripleri engelliyordu. O yüzden şiddetle tavsiye ederim. (ha biz 3. gün üçüncü 50 € u verince vazgeçtik bu uygulamadan o başka :)
Odaya yerleştikten sonra ''yeaa avrupa bumuymuş amaaaan pırt'' muhabbeti ''abiiiii romadayız laaan'' a dönünce hemen kendimizi dışarı attık ordan o caddeye şurdan bu sokağa derken baya bir yürüdük ve biraz şans birazda bizim zorlamamızla ''Fontana Di Trevi'' ye yani nam-ı diğer ''Aşk Çeşmesi'' ne ulaştık. İnsan kalabalığı vardı evet ama bildiğimiz fışkiye :) zaten diğer yazılarımda da bahsedicem ama şimdiden söyliyeyim şehirlerde hiç bir halt yok belki biraz acımasız oluyor ama dönünce aklınızda şehirler değil arkadaşlarınızla yaşadığınız maceralar, rezillikler, anılar kalıyor.
Tabi bu yolculuk sırasında dakka bir gol bir usulü biraz bilerek biraz bilmiyerek metro line A ya kaçak bindik. Adrenalin tavan yapınca haliyle acıktık. Uzun bir araştırma sonrası bir sokak pizzacısında karar kıldık ve vejeterjan pizzalarımızı afiyetle yedik.
Tabi iki dilim pizza bizi pek kesmedi bir de gezmeye tam gaz devam edince...
Bilmiyorum siz ilk gördüğünüzde şaşırır mısınız ama biz ilk defa normal işlek bir caddede prezervatif otomatı görüyoruz. İlk defa görünce bir şaşkınlıkla çektim fotoğrafını fakat baktım ki avrupanın heryerinde küçük büyük her cadde ve sokağında görülebiliyor dedim ki normalleşmiş artık buralarda...
Haliyle acıktık birazda bedava wifi bulma ümidiyle bir mekana girdik. Tam roma medyanda sokak sanatçılarının yoğun olduğu yerde ''Maragena Restaurant'' var. Buranın Tiramisu'sunu kesin deneyin. (Kendimi Vedat Milor gibi hissettim bir an :) ama cidden bizimkine hiç benzemiyor. Kek veya hamur tarzı birşey yok tamamı yoğun krema (Emine Beder vol.2 :)
Gece 1 civarı hotele döndük. Dönüş yolunda susayınca bir markete girdik Kızlardan farklı marka su aldım hayır bu neyin artistliğiydi bende anlamadım ama sonucunada katlandım eveeeet avrupadaki ilk gazlı su deneyimimi yaşıyordum. Su fiyatları genellikle 0,5 - 1 € arasında ha 2 € verdiğimiz zamanlarda oldu yarım litre su için orası ayrı.
Tabi suyu içince rahat durduk mu tabiki de hayır...
Bu yorgunluğun üstüne güzel bir banyo yapılır... kahveler hazırlanır ve koyu bir muhabbete dalınır...
Etiketler:
ahmet,
ahmet şahin,
alkol alımı,
Anılar,
Aşk Çeşmesi,
bavul,
bilet,
duty free,
Fontana Di Trevi,
free shop,
gerekenler,
hazırlık,
hotel,
interrail,
italya,
KIKI,
roma,
roma fiumicino havaalanı,
roma termini
Yer:
Roma, İtalya
13 Nisan 2013 Cumartesi
Hey Taksi !
Çok ama çok klasik bir gündü fakat nereden bilebilirdim o yaşlarda hayatta en çok istediğim şeylerden bir tanesini yaşıyacağımı. Okula başladım başlayacağım dönemleriydi bizim evde misafirler tam bir curcuna. İçeriki odada ablamla beraber ne yapsak ne yapsak diye derin bir düşünceye girdik. Hatta ben bi ara komşu kızını kaçıralım atraksiyonlarına bile girdim. Fakat bu dakikalarda ablam suratına öyle bir ifade takındıki nobel fizik ödülünü almış bir edayla ''el ele tutuşup dönelim'' dedi. Bu mükemmel fikir önce Yha Phebek mYiz? şeklinde reddedilsede daha iyi bir teklif sunamadığımdan ablamın yıllardır çektiği kız kardeşle oyun tutkusunu gerçekleştirdim. Aslında güzel başlamıştı odanın içinde dönmemiz takiiii annemin o hazin sesine kadar...Kızıııım bi gelir misin? O anda hayat bana ''ahmet bilirsin seni severim ama bi yerinde dur be oğlum'' demişti. Zaten dedemde bu cümleyi ''bu çocuk k.çının üstünde duramıyor'' şeklinde tekrarlamıştı. Peki ne oldu bu hazin sesten sonra ablam ''kardeşim yavaşlayalım annem beni çağırıyor'' mu dedi? Keşke deseydi! Aniden elini bırakınca ben savrulup, zengin fakir her Türk ailesinde bulunan altında 3 adet keskin destek yeri olan sehpayla kendi kafamın arasında duygusal bir yakınlık başlattım.
Evde feryat ve telaş gırla. Normalde kanayan yere bez basarlar annem kilimi toplamış canım:) Normalde o dönemlerde kendimize ait arabamız var (zenginiz yani :) fakat o an bizde değil. Hemen taksi çağrıldı. Annem, babam, ben ve
kilim taksiciyle yolculuğa başladık Taksici, babam ve annem doktorlar dizisindeki gibi kafam hakkında çeşitli tıp terimleri kullanıyorlardı. Ben ise hayatım boyunca dizilerde ve filmlerde taksiye binen insanlara olan hayranlığımdan dolayı daha önce hiç binmediğim ticari taksinin tadını çıkarıyordum. Anneme, ''anne iyi oldu taksiye binmiş olduk'' deyince kafamdaki acı ikiye katlandı çünkü annem beni susturmanın yolunu kilimi bastırmakta bulmuştu. Neyseki hastaneye gittik dikiş esnasında ben korkmayayım diye doktor benle çocuk muhabbetine girmek istedi. Sonuç: Doktorun kayınvalidesi çok huysuzmuş bide tam gün yasası mahvetmiş bunları...
Yer:
İstanbul, Türkiye
7 Nisan 2013 Pazar
Bok Böceği

Öncellikle yazımdan dolayı vereceğim geçici miğde bulantısı için özür dilerim ama umuyorum ki eğlenmeniz ağır basacaktır. 6 yaşındaydım yaşımı çok net hatırlıyorum çünkü her erkek çocuğu bekleyen sonun başlangıcı sünnetim o yaz yapılacaktı. Yine aynı seramoni ile banyo töreni açılmıştı. Normalde banyo yapmayı severim ama banyodan önce çıplak bir şekilde evde dolaşmayı daha fazla severdim. Heralde o zamanlar birinin bana kral çıplak demesini bekledim... ama demediler. Bende kral olana kadar bu alışkanlığı sürdürdüm. Şuan evden ve komşulardan gelen yoğun istek üzerine ara vermiş durumdayım. Neyse olay günümüze gelelim. Bizim ev 1. kattaydı bende balkona çıkmış dışarıyı seyrediyor sanki üstümde kışlık kaban varmış gibi rahat ediyordum. Uslanmayanın hakkı kötektir misali üst komşumuzun oğlu ki benden yaşça büyüktür aşağıya ip sarkıtıyor. Bende survivor azminde o ipi yakalamaya çalışıyordum. Olmadı birde tabure koydum altıma. Tabi ip beyaz kolay gözükmüyor. en sonra hatırladığım şimdi göyüysün ( ''r'' harfini 3. sınıfa kadar söylemek istemedim ) deyip bi hamle ile yakalamaya çalışmak tabure altımdan kaydı ve cuuuuup bizim binanın gider havzasına binanın önünde bulunan bu havza normalde sac ile kaplı fakat tıkanıklık olduğunda açıyorlardı allahtan ben açık olduğu ana denk geldim. ama korkacak birşey yok fizik okuyanlar bilir insan pisliğinin katısı ve sıvısı bir araya geldiğinde kaldırma kuvveti bir hayli artıyor hele benim gibi 20 kilolardaysanız sanki pamuk sermişler yere. Kokuyu soracak olursanız ilk başta aldım fakat daha sonra hiçbirşey hissetmedim. hemen ayağı kalktım. su omuzlarımın aşağısına geliyordu. Hadi babamı annemi anladım tüm mahalle nasıl haber aldıda başıma toplandı hala anlamıyorum. Babam omzumda daire 5'in dün akşam yediği kabuskası akarken beni hemen çıkardı. Saat satan zenciler gibiydim. Fazla sürmeden millet dağıldı. O zamanlar ben utanmıyım diye yaptılar sanıyordum fakat şimdi düşündüğümde kokunun etkisi ağır basıyor. Eve geldiğimizde ablamın ''baba çok pis kokuyo....'' cümlesine ''hayret bende seradan gül toplamaya gitmiştim oysaki'' demeyi isterdim fakat o sırada babam benim ölü derimle yetinmeyip lifle bütün deriyi çıkarmaya çalıştığı için acıdan cevap veremedim. O günden beride evde adım bok böceğidir. Hani derler ya böyle liderler, patronlar falan biz en dibi de gördük diye ben b.ka bile battım varın gerisini siz düşünün.
Farkı Bakış Açılarını Seven Arkadaşlar İçin Bok Belgeseli...
Etiketler:
ahmet şahin,
Anılar,
bok,
bok belgeseli,
bok böceği,
KIKI
Yer:
İstanbul, Türkiye
2 Nisan 2013 Salı
Sizin Mutfak Kaça ?

Her öğrenci kafa izni yapmıştır okul hayatında ama benimki biraz farklı oluyordu normal insanlar abi ben yarın okula gelmeyeceğim derken ben gelmeyeceğim gün kendi kendime sürpriz yapıyorum kalkıyorum hazırlanıyorum sonra durup Ahmet gitmiyosun okula bugün diyorum. Telaşa gerek yok ilaçlarımı zamanında aldım :) Yok ama cidden şuna emin olun bu şekilde içinizi öyle bir mutluluk kaplıyorki normal tatillerin rahat 5 katıdır. Yine böyle kafa izinlerinden bi günde hatta sonunda anlayacağınız üzere gitseydim benim, annemin ve komşularımız için hayat bambaşka olacağı halde ben okula gitmedim. Öğlen olacaklardan habersiz bir şekilde kahvaltı yapıyorduk annem bilseydi 3 saat sonra kendisini rezil edecek (o öyle tabir ediyor bence normaldi) kişiye ye oğlum ye aslanım kürdan gibi oldu bu çocuk kime çekti anlamadım dermiydi. (aile ortalama kg: 76 ben: 50) Sonunda kapı çaldı ve alt kat komşularımız (taşındılar) geldi. Size şöyle tarif edeyim anne: 50 - 60 yaşlarında, kızı: 25-30 yaşlarında bir çiftti bunlar. Tabikide ergenliği acun ılıcalı istikrarında tavan yapmış sesi ise Türkiye Milli takımı gibi bir yarı finaller oynuyor bir turnuvaya katılamıyor bir haldeydim. Hal böyle olunca odamda mutlu mesut yaşıyorum. Onlar kaşınıyor ve beni çağırıyorlar. Muhabbet beni açmıyor fakat teyzemizin ağzından insanın bütün delikleriyle dikkatini verdiği şu cümle dökülüyor: '' Çorluda 100.000 Liralık mutfak yaptırdık '' Boğazımdaki kısır mideyemi insem ağzamı çıksam ikilimini yaşarken onun fikrine saygı göstermeyip öksürüyorum. Dikkati kendime toplayıncada '' ya olur mu hiç ben çorluya gittim çorluda 50 binliralık ev bile yok :) '' diyorum bi de üstüne pis bir sırıtma o anda bizim ev Norveç Kış Olimpiyatları havasına bürünüyor. Ben konuşmaya devam ettikçe annemin kaşı ve gözü adeta Londra Senfoni Orkestrasını yönetiyor. Normalde annemin göz kaş dilini okuyabiliyorum fakat alt yazı seçeneği cazip geliyor. Ama yazanlarda hoş değil: ''Hele bunlar bi gitsin...'' Annem konu değiştirmeye çalıştıkça kadın savunuyor ben ise kendimi Yalan Rüzgarındaki iyi karakter rolüne bürüyordum. Sonunda kahve yapalım la devre arasına girdik. Zaten ikinci yarıyı hakem (annem) tatil etti. Kapıdan komşuları uğurladıktan sonra bakışı sanki ikinci devre aramızda oynanacak gibiydi. Ama annem önce bi duraksadı ondan sonra o da bana hak verdiki bastı kahkahayı ve '' Ben seninle napcam oğlum '' cümlesini bana çay doldururken söyleyiverdi. Sonuç: Gökten 3 elma düşmüş biri bana biri anneme biride Çorluya :D
KIKI
Yer:
İstanbul, Türkiye
1 Nisan 2013 Pazartesi
Bizim Çekyatta 3 Çek
Başlıkta böyle iğrenç bir espri yapmak istemezdim ama aklıma bundan daha iyisi gelmedi ne yazsaydım 3 çekle ilk gece mi yazsaydım. Öyle yazarsam köyden aranıp sizin oğlan üniversiteye gitti çok değişti gibi damgalama yemekten tırstım :) Öyle veya böyle eve geldik. Karşıdan kartal'a gelince haliyle biraz yoruldular çünkü onların memlekette o yolla 5 şehir değiştiriyormuşsun. Kapıda Sivas'tan akrabalar gelmiş gibi sıcak bir kaynaşma oldu. Onlar benim öğrettiğim Türkçe kelimeleri bizim aileye söylemesiyle sıcak ortam tavan yaptı. Acıktığımızdan dolayı hemen yemeğe oturduk. Yemekleri sevdiklerine eminim zira annem döktürmüştü. Fakat tek problem Mira'nın eşinin vejeterjan olmasıydı. Fakat bu çok uzun sürmedi ikinci gün ''Baba iki mangal atak'' seviyesine ulaşmıştı. Yemekler yendi ve bu
saatten sonra benliğimi bir tarafa koyup yeminli tercüman gibi hizmet veriyordum evde. Fakat muhabbetin ardı arkası kesilmiyor. Bir ara babamın Mira'ya ''Prag çok gelişti belediyesi iyi çalışıyor.'' demesinden tırsmıştım. Annem ise kızı yanına almış ''bak böyle olmaz 10 yıldır birliktesiniz bu çocuk tü tü'' sü bu hissiyatımı beşe katlıyordu. Tabikide arada tercümanlıkta sorunlar yaşıyordum ama bundan benden başka kimsenin haberi yoktu. Babamın ''kendi evleri gibi rahat etsinler'' cümlesini ''Pragtaki ev sizin mi yoksa kira mı'' diye çevirdiğim gibi... Günler aynı böyle samimiyette geçiyor eğlencenin tavan yaptığı anları yaşıyorduk çünkü ne bizde nede onlarda anlatacak şey bitiyordu. Bizimkilerinde kanı iyice ısınmıştı misafirlere. Hatta son gece hediyeler verildi normalde ne verilip alındığını burada yazmayacağım fakat annemin ikinci gün hediyelerinden birinin Çeyizlik Lif olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Son sabah Mira'nın eşi veda ederken göz yaşlarını tutamadı. Annemlerde duygu dolu konuşmadan sonra bizi yolcu ettiler bende belli bir yoldan sonra veda ettik. Ben yine bekleriz dedim onlar Bizde seni Çek Cumhuriyeti'ne dediler. Dönüşte kendi kendime düşünüyordum. Kendi başıma daha 19 yaşında Çek Cumhuriyetinden aradan 6 ay geçmesine rağmen hala sık sık görüştüğüm 3 arkadaşım olmuştu. Ve bende cidden sevmişti bu insanları. Kendimde 75 kuruşluk midyeyi 50 kuruşa almış olmanın verdiği mutluluğu ve hazzı buluyordum. Evet evde yoğun bir şekilde konuşulacak 1 aylık malzeme vardı. Eeee ben niye dışardaydım. Hızlandım ve muhabbeti ikinci turda yakaladım.
KIKI
Etiketler:
ahmet şahin,
Anılar,
couchsurfing,
çek cumhuriyeti,
ingilizce,
KIKI
Yer:
İstanbul, Türkiye
31 Mart 2013 Pazar
CouchSurfing Misafirleri
Önceleri birini evimde konaklatma fikrine pek güven duymasam da Çek Cumhuriyet'inden konuştuğum Mira (Erkek :) adında biriyle muhabbeti baya ilerletmiştik hatta muhabbet birara ''çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdanmısınız'' geyiğine bile gelmişti. Ve büyük gün gelmişti Mira ve 2 arkadaşını (biri sevgilisi öbürü erkek arkadaşı) Taksim Meydanından alacaktım. Ama yol boyunca aklıma bin bir türlü şey geliyor. Asarlar mı, keserler mi, dolandıcı olur mu, içip sapıtırlar mı... hatta bi ara çek cumhuriyeti hollandaya yakın sakata gelmeyelim dediğim bile oldu. Aklıma bin bir türlü şey geldi deyincede o çoğumuzun bildiği meşhur karikatürü paylaşmadan yapamıyacağım :)
Neyseki cesaretimi toparlayıp meydana gittim. Kendimi çok zeki sandığım için edebiyattaki yorum sorularına yuvarlak cevap verip puan bekleyen öğrenci sinsiliğinde yarım saat erken gittim ama karşılanan ben oldum. Yazının devamını bütün korkularım geçti diye sürdürmek isterdim fakat tırsmam ikiye katlandı. Sebebini uzun uzun yazmaktansa Mira'nın resmini yayınlamak en mantıklısı....
Ufak çaplı bir tanışmadan sonra istiklalde bir tur atıldı ve muhabbet başladı. Mira nin erkek arkadaşı Tomas la bir muhabbete girdik fakat çıkamıyoruz ikimizinde ingilizcesini yıllardır intermediate diye yutturduklarını o gün anlıyoruz. Aslında onun söylediklerini ben anlıyorum ama anlamak istemiyorum çünkü gözümüzde avrupalı diye büyütülen adamların bana en güzel Türk Kahvesini nerde içeriz sorusunu sormasını beklerken karşıma geçmiş 15 liraya çakma konversi nerden cebellezi ederim diye soruyor. Tabikide büyük bir uğraş sonucu '' kapalıçarşı is the best place for your purpose '' cümlesini sivas aksanı ile aktarıyorum. anlıyor... yada anlamış gibi yapıyor.Yolda giderken tabikide herşeyi soruyorlar. Kendime öyle bir misyon yüklemişimki sanırsın Türkiye'nin turizm patlamasını içimde yaşıyorum. Hal böyle olunca Cem Yılmaz'ında dediği gibi ''bilmiyorum'' kelimesi hemen siliniyor beyinden. Ne sorsalar bir cevabım var ( dikkatinizi çekerim cevabım var diyorum doğru cevabım değil.) buna en belirgin örnek beşiktaşı bilenler meydandaki cam giydirmeli anıtı hatırlayacaklardır. Ama o anıtın adının Glass Tower ( Cam Kule ) olduğunu kabul edin çoğunuz bilmiyordunuz. Bende uydurana kadar bilmiyordum. Hergün önünden geçtiğim Cumhuriyet Anıtımız o an için aklıma gelmedi bende camdan çağrışım yaparak ve aşırı geniş olan vocabulary bilgimden Glass Tower dedim. Ve en ufak bir utanma hissetmeden pişkin pişkin Beşiktaşta cam sanatı çok önemlidir diyede ekledim ama bunu yaparken etrafı kolaçan ediyor ingilizce bilip kulak misafiri olan birinden azar işiteceğimden korkuyordum. Konuyu dağıtıp tüm tarihi yarım adayı, ortaköyü, beşiktaşı falan gezdik Ve eve dönüş vakti gelmişti. Evde olanları anlatmadan önce yolda atiyenin yeni albümünden bir şarkı bir dükkanda çalıyordu. daha doğrusu çalıyormuş çünkü benim dikkatimi çekmedi (zaten oksde de bu yüzden kaybettim) Mira'nın sevgilisi (karısı... işler biraz karışık) beni uyararak şarkıya dikkat vermemi sağladı. Bildikleri tek kelime olan benim adımı duyunca kimse bu kadar heycanlanmamıştır heralde... Şarkıyıda bilmeyenler için burda paylaşıyorum.
KIKI
Etiketler:
ahmet,
ahmet şahin,
Anılar,
atiye,
couchsurfing,
KIKI
Yer:
İstanbul, Türkiye
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















