Popüler Yayınlar

21 Temmuz 2013 Pazar

Interrail - Karar ve Başvuru Aşaması

Heralde bir sene önce ahmet koçum interrail diye bişey var sen onla avrupayı komple gezicen hadi hazırlan deseler, ya arkadaşlığımı keserdim o kişiyle yada aşırı doz dalga geçmekten eceliyle ölürdü. ama üniversiteye tam anlamıyla başlamadan daha (hazırlık = lise 5) şunu anladım ki üniversite de herşey olabilir. Bundan yaklaşık bir yıl önceydi kübrayla oturmuş kübra bilgisayara, bilgisayar bana, bende kapı pervazına bakıyordum. bu arada kübra benin yaklaşık 9 senelik arkadaşım ki onu bu cümle tanımlamıyor arkadaşlığımıza bi blog daha açılır o derece. neyse konumuza dönelim.
Kübra o dönem İtalya'dan bende Sivas'tan yeni gelmiştim :) muhabbet ederken kübra bi arkadaşının interraile gittiğini söyledi ve beni çok iyi tanıdığından hemen arkasından interrailin tanımını yaptı. ''Heee iyiymiş bizde yapsak'' geyiğinin son noktasındaydık. fakat tüm samimiyetimle söylüyorum yapacağımıza hiç inancım yoktu. ki vizelerimiz uçak biletlerimiz interrail biletlerimiz olmasına rağmen hala içimde bir aksilik çıkabilirmiş hissi var. Şom ağzımı kapıyor ve öncelikle İnterrailin olayını kısaca özetliyorum. İnterrail bir tren bileti aslında çeşitli sürelerde geçerliliği var mesela 10, 15, 22, 30 gün süreli biletler var. Siz bu bileti alıyor ve avrupadaki tüm standart trenlere ücretsiz binebiliyorsunuz. Daha basit anlatımıyla (tamamen bana ait :) istanbuldaki aylık akbil uygulamasının avrupada trenlerde geçtiğini düşünün.
Bu saatten sonra arada bir interrail muhabbeti ve kübranın sınavı bizim genel sohbetimizi oluşturuyordu. Hal böyle olunca biz birbirimizi gaza getiriyor (ama ne gaz...) haliyle cevremizde yavaş yavaş duyuyordu. bu sırada grubumuza birinin daha dahil olması gerekiyordu ve o kişide ikimizinde 5 senelik arkadaşı pozitif enerji trafosu bir kişiydi ve karşınızda Tuğçeeeee. Tuğçede artık gaz trafiğini eklenmişti. Hazirana  gelene kadar sürekli buluşuluyor ve orada yapılacaklar gerekenler listesi maddi bilanço :) hazırlanıyordu. Şunu kabul etmeliyim ki biz birbirinden çok alakasız ama birbiriyle süper uyan bir grupuz. (orada ne olur bilinmez hazırlık sürecinde böyleydi :) birimiz Cannes film festivalini görmek isterken (bu ben değilim :)  biri orda aç kalmama derdinde (bu ben olabilirim :) Ve beklenen gün geldi. geldi gelmesinede forumlar bloglar okunmuştu herkes uzun bir zamana yayıp rahat rahat işlemlerini yapmıştı biz ne yaptık herşeyi tek günde yaptık :) kolay olmadı elbette. öncelikle bloglardan ve internetten gerekli olan belgeleri sağdan soldan yarım yamalak bulduk. Öncelikle belgeleri sıralıyayım.

(Babası emekliler için)
*Pasapor Fot.
*Kimlik Fot.
*Emekli aylık bilgisi
*Fotoğraf
*Hesap dökümleri
*İnterrail bileti
*Seyahat sigortası (30.000 liralık olmasına dikkat edin)
*Seyahat planı (nerden vize alıyorsanız orda fazla gün geciriyorsunuz gösterin yalandan kim ölmüş :)
*Uçak bileti
*Babanızın dilekçesi
*Banka imza sirküleri
*Otel Rez. (bookingden yaptır iptal et)

Genel anlamıyla bunlar....

Gerekli belgeleri öğrenmeyi, İnterrail biletini almayı, uçak bileti almayı, sigorta yaptırmayı aynı gün yapmış bir grubuz. hatta bir ara gaza gelip tuğçeyle otel rez. yaptırıyorduk.(yemek yedik geçti :) hemen fotoğraf çektirdik. biz bunlarla cebelleşirken kübranın yeşil pasaportu olduğundan tüm olanları bıyık altından gülerek izliyordu ( yok yok o da bizimle cebelleşti hatta idatada(vize firması) hayat kurtardı) Son dakikada İtalya Kon. tarafından yetkilendirilen tek firma İdata ya gittik. şansımıza oradaki bayan çok iyiydi ve bize çok güzel anlattı biz işlemleri tamamlayıp ertesi gün kübrayla yeniden gitti bu seferde kadın( başkasıydı) herşeyin tamam sadece sigortanda 30000 liralık olduğu yazmıyor dedi. bizde son dakika geldiğimizden firma kapanmıştı. ben ümidimi kaybetmiş eve dönme niyetindeyken kübra gel şu internet cafeden bakalım içimiz rahatlar doğru mu yanlış yaptık diye. şimdi diyorum iyiki dinlemişim ona hemen yeni çıktı aldık yalvar yakar vize başvurusunu yaptık. üç gün sonra konsolosluktan çağırdılar fakat onu birdahaki yazımda yazıcam buraya sığmayacak kadar iyi malzemeler topladım :)


Sonuç olarak vizelerimiz çıktı gitmek için herşey hazır 6 Ağustos'u  beklemeye başladık. Ama şuan hala kesin gidicez diyemiyorum bir aksilik çıkmazsa gitmeyi planlıyoruz daha iyi bir düşünce. Son olarak seyahat planımızı paylaşıyorum. Viena dan duruma göre ya uçakla yada Budapeşte, Belgrad, Bükreş, Sofya ve İstanbul güzergahında trenle dönmeyi planlıyoruz.






10 Haziran 2013 Pazartesi

Hazırlandık !




Hazırlık gerekli mi gereksiz mi geyiklerine son noktayı koyacak bir yazı yazıcam... şaka la şaka bu geyik hiç bitmez ama ben size sadece kendi geçirdiğim bir seneyi özetliyebilirim. oturup okulun ingilizce eğitim kalitesini falan tartışacakda değilim. Eveeet üniversite başlamıştı herkeste büyük bir heyecan ama çaktırmama triplerindeydik. Ben kuulum hayır ben daha kuulum çekişmesi tavan yapmıştı. Ama gün geçtikçe samimiyette aynı şekilde tavan yaptı buraya dikkat çekmek istiyorum gün geçtikçeyi deyim anlamında kullanmadım cidden bir gün geçtikten sonra '' workbooku yapan inek var mı ya?'' moduna geçilmişti. Hal böyle olunca hafta geçmeden programlar yapılmaya başlandı işte burda en büyük problemimiz çıkıyordu çünkü yaklaşık 20 kişilik bir grubun ortak bir noktada buluşması imkansızdı zaten öyle olsa teleferiğe atlar şişli evlendirme dairesinde toplu nikah kıyardık. Ama telaşa gerek yok eğer çok sağlam mekanlar bilen kişiler varsa işi onlara bırakmak en iyisi. zaten mekanın pek önemi olmuyor bu hazırlık döneminde çok lüks yerlerede gittik taburede yarım ekmek tavuk dönerde yedik (ki bana sorarsanız ikincisi banko derim) sonuçta gittiğimiz yeri kendimize benzetmeyi başardık. Ha bu arada ülke gündemindeki trafikle yarışacak sıklıkta sınavlarımızıda unutmamak lazım. yok cumulative yok quız vay efendim speaking exam bunlarda tuzu biberi (itüde biraz acı olabiliyor) Hazırlıktan başlayıpta devamsızlık sorunundan bahsetmezsem olmaz.  Ydy'nin sitesinde bir yuvarlak pasta grafik vardır oradaki manidar mesajı alabilenler rahattır fakat kırmızıyı sonradan farkedenler için aynı şey geçerli değil.


Birde irregular diye bir ikilem vardır. bu konuya derinlemesine girmeyeceğim fakat nacizane fikrim eğer imkanınız varsa ilk dönemden sonra yurtdışına çıkın ama yoksa irregular olmayın tamam ikinci dönem biraz sıkabilir ama artılarını eksilerini düşünmekte yarar var.
Sonuç olarak hazırlığı okuyun ama böyle bir ortamda ha şimdi derseniz biz nerden bulalım böyle arkadaşlar eee o da benim temiz kalbim :)


13 Nisan 2013 Cumartesi

Hey Taksi !


Çok ama çok klasik bir gündü fakat nereden bilebilirdim o yaşlarda hayatta en çok istediğim şeylerden bir tanesini yaşıyacağımı. Okula başladım başlayacağım dönemleriydi bizim evde misafirler tam bir curcuna. İçeriki odada ablamla beraber ne yapsak ne yapsak diye derin bir düşünceye girdik. Hatta ben bi ara komşu kızını kaçıralım atraksiyonlarına bile girdim. Fakat bu dakikalarda ablam suratına öyle bir ifade takındıki nobel fizik ödülünü almış bir edayla ''el ele tutuşup dönelim'' dedi. Bu mükemmel fikir önce Yha Phebek mYiz? şeklinde reddedilsede daha iyi bir teklif sunamadığımdan ablamın yıllardır çektiği kız kardeşle oyun tutkusunu gerçekleştirdim. Aslında güzel başlamıştı odanın içinde dönmemiz takiiii annemin o hazin sesine kadar...Kızıııım bi gelir misin? O anda hayat bana ''ahmet bilirsin seni severim ama bi yerinde dur be oğlum'' demişti. Zaten dedemde bu cümleyi ''bu çocuk k.çının üstünde duramıyor'' şeklinde tekrarlamıştı. Peki ne oldu bu hazin sesten sonra ablam ''kardeşim yavaşlayalım annem beni çağırıyor'' mu dedi? Keşke deseydi! Aniden elini bırakınca ben savrulup, zengin fakir her Türk ailesinde bulunan altında 3 adet keskin destek yeri olan sehpayla kendi kafamın arasında duygusal bir yakınlık başlattım.

Evde feryat ve telaş gırla. Normalde kanayan yere bez basarlar annem kilimi toplamış canım:) Normalde o dönemlerde kendimize ait arabamız var  (zenginiz yani :) fakat o an bizde değil. Hemen taksi çağrıldı. Annem, babam, ben ve
kilim taksiciyle yolculuğa başladık Taksici, babam ve annem doktorlar dizisindeki gibi kafam hakkında çeşitli tıp terimleri kullanıyorlardı. Ben ise hayatım boyunca dizilerde ve filmlerde taksiye binen insanlara olan hayranlığımdan dolayı daha önce hiç binmediğim ticari taksinin tadını çıkarıyordum. Anneme, ''anne iyi oldu taksiye binmiş olduk'' deyince kafamdaki acı ikiye katlandı çünkü annem beni susturmanın yolunu kilimi bastırmakta bulmuştu. Neyseki hastaneye gittik dikiş esnasında ben korkmayayım diye doktor benle çocuk muhabbetine girmek istedi. Sonuç: Doktorun kayınvalidesi çok huysuzmuş bide tam gün yasası mahvetmiş bunları...

7 Nisan 2013 Pazar

Bok Böceği

Öncellikle yazımdan dolayı vereceğim geçici miğde bulantısı için özür dilerim ama umuyorum ki eğlenmeniz ağır basacaktır. 6 yaşındaydım yaşımı çok net hatırlıyorum çünkü her erkek çocuğu bekleyen sonun başlangıcı sünnetim o yaz yapılacaktı. Yine aynı seramoni ile banyo töreni açılmıştı. Normalde banyo yapmayı severim ama banyodan önce çıplak bir şekilde evde dolaşmayı daha fazla severdim. Heralde o zamanlar birinin bana kral çıplak demesini bekledim... ama demediler. Bende kral olana kadar bu alışkanlığı sürdürdüm. Şuan evden ve komşulardan gelen yoğun istek üzerine ara vermiş durumdayım. Neyse olay günümüze gelelim. Bizim ev 1. kattaydı bende balkona çıkmış dışarıyı seyrediyor sanki üstümde kışlık kaban varmış gibi rahat ediyordum. Uslanmayanın hakkı kötektir misali üst komşumuzun oğlu ki benden yaşça büyüktür aşağıya ip sarkıtıyor. Bende survivor azminde o ipi yakalamaya çalışıyordum. Olmadı birde tabure koydum altıma. Tabi ip beyaz kolay gözükmüyor. en sonra hatırladığım şimdi göyüysün ( ''r'' harfini 3. sınıfa kadar söylemek istemedim ) deyip bi hamle ile yakalamaya çalışmak tabure altımdan kaydı ve cuuuuup bizim binanın gider havzasına binanın önünde bulunan bu havza normalde sac ile kaplı fakat tıkanıklık olduğunda açıyorlardı allahtan ben açık olduğu ana denk geldim. ama korkacak birşey yok fizik okuyanlar bilir insan pisliğinin katısı ve sıvısı bir araya geldiğinde kaldırma kuvveti bir hayli artıyor hele benim gibi 20 kilolardaysanız sanki pamuk sermişler yere. Kokuyu soracak olursanız ilk başta aldım fakat daha sonra hiçbirşey hissetmedim. hemen ayağı kalktım. su omuzlarımın aşağısına geliyordu. Hadi babamı annemi anladım tüm mahalle nasıl haber aldıda başıma toplandı hala anlamıyorum. Babam omzumda daire 5'in dün akşam yediği kabuskası akarken beni hemen çıkardı. Saat satan zenciler gibiydim. Fazla sürmeden millet dağıldı. O zamanlar ben utanmıyım diye yaptılar sanıyordum fakat şimdi düşündüğümde kokunun etkisi ağır basıyor. Eve geldiğimizde ablamın ''baba çok pis kokuyo....'' cümlesine ''hayret bende seradan gül toplamaya gitmiştim oysaki'' demeyi isterdim fakat o sırada babam benim ölü derimle yetinmeyip lifle bütün deriyi çıkarmaya çalıştığı için acıdan cevap veremedim. O günden beride evde adım bok böceğidir. Hani derler ya böyle liderler, patronlar falan biz en dibi de gördük diye ben b.ka bile battım varın gerisini siz düşünün.

Farkı Bakış Açılarını Seven Arkadaşlar İçin Bok Belgeseli...



2 Nisan 2013 Salı

En Sevdiğim İki Dizi Sahnesi

Normalde anılarımı paylaşıyorum ama bugün ''Sizin Mutfak Kaça ?'' yazısına ek olarak iki tane video paylaşmak istedim. Türkiye'de en fazla beğendim iki sahne bunlar.

Birincisi Avrupa Yakası'nın yılbaşı özel programındaki Sezen Aksu - Ata Demirer şarkısı:


İkincisi normalde blogda fazla rastlamayacağınız biraz duygusal bir sahne diziyi izleyenler hatırlayacaklardır:,


KIKI

Sizin Mutfak Kaça ?



Her öğrenci kafa izni yapmıştır okul hayatında ama benimki biraz farklı oluyordu normal insanlar abi ben yarın okula gelmeyeceğim derken ben gelmeyeceğim gün kendi kendime sürpriz yapıyorum kalkıyorum hazırlanıyorum sonra durup Ahmet gitmiyosun okula bugün diyorum. Telaşa gerek yok ilaçlarımı zamanında aldım :) Yok ama cidden şuna emin olun bu şekilde içinizi öyle bir mutluluk kaplıyorki normal tatillerin rahat 5 katıdır. Yine böyle kafa izinlerinden bi günde hatta sonunda anlayacağınız üzere gitseydim benim, annemin ve komşularımız için hayat bambaşka olacağı halde ben okula gitmedim. Öğlen olacaklardan habersiz bir şekilde kahvaltı yapıyorduk annem bilseydi 3 saat sonra kendisini rezil edecek (o öyle tabir ediyor bence normaldi) kişiye ye oğlum ye aslanım kürdan gibi oldu bu çocuk kime çekti  anlamadım dermiydi. (aile ortalama kg: 76 ben: 50) Sonunda kapı çaldı ve alt kat komşularımız (taşındılar) geldi. Size şöyle tarif edeyim anne: 50 - 60 yaşlarında, kızı: 25-30 yaşlarında bir çiftti bunlar. Tabikide ergenliği acun ılıcalı istikrarında tavan yapmış sesi ise Türkiye Milli takımı gibi bir yarı finaller oynuyor bir turnuvaya katılamıyor bir haldeydim. Hal böyle olunca odamda mutlu mesut yaşıyorum. Onlar kaşınıyor ve beni çağırıyorlar. Muhabbet beni açmıyor  fakat teyzemizin ağzından insanın bütün delikleriyle dikkatini verdiği şu cümle dökülüyor: '' Çorluda 100.000 Liralık mutfak yaptırdık '' Boğazımdaki kısır mideyemi insem ağzamı çıksam ikilimini yaşarken onun fikrine saygı göstermeyip öksürüyorum. Dikkati kendime toplayıncada '' ya olur mu hiç ben çorluya gittim çorluda 50 binliralık ev bile yok :) '' diyorum bi de üstüne pis bir sırıtma o anda bizim ev Norveç Kış Olimpiyatları havasına bürünüyor. Ben konuşmaya devam ettikçe annemin kaşı ve gözü adeta Londra Senfoni Orkestrasını yönetiyor. Normalde annemin göz kaş dilini okuyabiliyorum fakat alt yazı seçeneği cazip geliyor. Ama yazanlarda hoş değil: ''Hele bunlar bi gitsin...'' Annem konu değiştirmeye çalıştıkça kadın savunuyor ben ise kendimi Yalan Rüzgarındaki iyi karakter rolüne bürüyordum. Sonunda kahve yapalım la devre arasına girdik. Zaten ikinci yarıyı hakem (annem) tatil etti. Kapıdan komşuları uğurladıktan sonra bakışı sanki ikinci devre aramızda oynanacak gibiydi. Ama annem önce bi duraksadı ondan sonra o da bana hak verdiki bastı kahkahayı ve '' Ben seninle napcam oğlum '' cümlesini bana çay doldururken söyleyiverdi. Sonuç: Gökten 3 elma düşmüş biri bana biri anneme biride Çorluya :D




KIKI

1 Nisan 2013 Pazartesi

Bizim Çekyatta 3 Çek

Başlıkta böyle iğrenç bir espri yapmak istemezdim ama aklıma bundan daha iyisi gelmedi ne yazsaydım 3 çekle ilk gece mi yazsaydım. Öyle yazarsam köyden aranıp sizin oğlan üniversiteye gitti çok değişti gibi damgalama yemekten tırstım :) Öyle veya böyle eve geldik. Karşıdan kartal'a gelince haliyle biraz yoruldular çünkü onların memlekette o yolla 5 şehir değiştiriyormuşsun. Kapıda Sivas'tan akrabalar gelmiş gibi sıcak bir kaynaşma oldu. Onlar benim öğrettiğim Türkçe kelimeleri bizim aileye söylemesiyle sıcak ortam tavan yaptı. Acıktığımızdan dolayı hemen yemeğe oturduk. Yemekleri sevdiklerine eminim zira annem döktürmüştü. Fakat tek problem Mira'nın eşinin vejeterjan olmasıydı. Fakat bu çok uzun sürmedi ikinci gün ''Baba iki mangal atak'' seviyesine ulaşmıştı. Yemekler yendi ve bu
saatten sonra benliğimi bir tarafa koyup yeminli tercüman gibi hizmet veriyordum evde. Fakat muhabbetin ardı arkası kesilmiyor. Bir ara babamın Mira'ya ''Prag çok gelişti belediyesi iyi çalışıyor.'' demesinden tırsmıştım. Annem ise kızı yanına almış ''bak böyle olmaz 10 yıldır birliktesiniz bu çocuk
sana niye nikah yapmıyor'' muhabbetine doğru ilerleyen bir konuşma geçiyordu. Tam bu dakikalarda evdeki havam 1500 ü bulmuş kendimi 58 dil birden konuşuyormuş gibi hissediyordum. Ben hav ar yu dediğimde annemin ''maşşşşşallaaaaaaah tü
tü tü'' sü bu hissiyatımı beşe katlıyordu. Tabikide arada tercümanlıkta sorunlar yaşıyordum ama bundan benden başka kimsenin haberi yoktu. Babamın ''kendi evleri gibi rahat etsinler'' cümlesini ''Pragtaki ev sizin mi yoksa kira mı'' diye çevirdiğim gibi... Günler aynı böyle samimiyette geçiyor eğlencenin tavan yaptığı anları yaşıyorduk çünkü ne bizde nede onlarda anlatacak şey bitiyordu. Bizimkilerinde kanı iyice ısınmıştı misafirlere. Hatta son gece hediyeler verildi normalde ne verilip alındığını burada yazmayacağım fakat annemin ikinci gün hediyelerinden birinin Çeyizlik Lif olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Son sabah Mira'nın eşi veda ederken göz yaşlarını tutamadı. Annemlerde duygu dolu konuşmadan sonra bizi yolcu ettiler bende belli bir yoldan sonra veda ettik. Ben yine bekleriz dedim onlar Bizde seni Çek Cumhuriyeti'ne dediler. Dönüşte kendi kendime düşünüyordum. Kendi başıma daha 19 yaşında Çek Cumhuriyetinden aradan 6 ay geçmesine rağmen hala sık sık görüştüğüm 3 arkadaşım olmuştu. Ve bende cidden sevmişti bu insanları. Kendimde 75 kuruşluk midyeyi 50 kuruşa almış olmanın verdiği mutluluğu ve hazzı buluyordum. Evet evde yoğun bir şekilde konuşulacak 1 aylık malzeme vardı. Eeee ben niye dışardaydım. Hızlandım ve muhabbeti ikinci turda yakaladım.


KIKI

31 Mart 2013 Pazar

CouchSurfing Misafirleri

Önceleri birini evimde konaklatma fikrine pek güven duymasam da Çek Cumhuriyet'inden konuştuğum Mira (Erkek :) adında biriyle muhabbeti baya ilerletmiştik hatta muhabbet birara ''çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdanmısınız'' geyiğine bile gelmişti. Ve büyük gün gelmişti Mira ve 2 arkadaşını (biri sevgilisi öbürü erkek arkadaşı) Taksim Meydanından alacaktım. Ama yol boyunca aklıma bin bir türlü şey geliyor. Asarlar mı, keserler mi, dolandıcı olur mu, içip sapıtırlar mı... hatta bi ara çek cumhuriyeti hollandaya yakın sakata gelmeyelim dediğim bile oldu. Aklıma bin bir türlü şey geldi deyincede o çoğumuzun bildiği meşhur karikatürü paylaşmadan yapamıyacağım :)


Neyseki cesaretimi toparlayıp meydana gittim. Kendimi çok zeki sandığım için edebiyattaki yorum sorularına yuvarlak cevap verip puan bekleyen öğrenci sinsiliğinde yarım saat erken gittim ama karşılanan ben oldum. Yazının devamını bütün korkularım geçti diye sürdürmek isterdim fakat tırsmam ikiye katlandı. Sebebini uzun uzun yazmaktansa Mira'nın resmini yayınlamak en mantıklısı....


Ufak çaplı bir tanışmadan sonra istiklalde bir tur atıldı ve muhabbet başladı. Mira nin erkek arkadaşı Tomas la bir muhabbete girdik fakat çıkamıyoruz ikimizinde ingilizcesini yıllardır intermediate diye yutturduklarını o gün anlıyoruz. Aslında onun söylediklerini ben anlıyorum ama anlamak istemiyorum çünkü gözümüzde avrupalı diye büyütülen adamların bana en güzel Türk Kahvesini nerde içeriz sorusunu sormasını beklerken karşıma geçmiş 15 liraya çakma konversi nerden cebellezi ederim diye soruyor. Tabikide büyük bir uğraş sonucu '' kapalıçarşı is the best place for your purpose '' cümlesini sivas aksanı ile aktarıyorum. anlıyor... yada anlamış gibi yapıyor.Yolda giderken tabikide herşeyi soruyorlar. Kendime öyle bir misyon yüklemişimki sanırsın Türkiye'nin turizm patlamasını içimde yaşıyorum. Hal böyle olunca Cem Yılmaz'ında dediği gibi ''bilmiyorum'' kelimesi hemen siliniyor beyinden. Ne sorsalar bir cevabım var ( dikkatinizi çekerim cevabım var diyorum doğru cevabım değil.) buna en belirgin örnek beşiktaşı bilenler meydandaki cam giydirmeli anıtı hatırlayacaklardır. Ama o anıtın adının Glass Tower ( Cam Kule ) olduğunu kabul edin çoğunuz bilmiyordunuz. Bende uydurana kadar bilmiyordum. Hergün önünden geçtiğim Cumhuriyet Anıtımız o an için aklıma gelmedi bende camdan çağrışım yaparak ve aşırı geniş olan vocabulary bilgimden Glass Tower dedim. Ve en ufak bir utanma hissetmeden pişkin pişkin Beşiktaşta cam sanatı çok önemlidir diyede ekledim ama bunu yaparken etrafı kolaçan ediyor ingilizce bilip kulak misafiri olan birinden azar işiteceğimden korkuyordum. Konuyu dağıtıp tüm tarihi yarım adayı, ortaköyü, beşiktaşı falan gezdik Ve eve dönüş vakti gelmişti. Evde olanları anlatmadan önce yolda atiyenin yeni albümünden bir şarkı bir dükkanda çalıyordu. daha doğrusu çalıyormuş çünkü benim dikkatimi çekmedi (zaten oksde de bu yüzden kaybettim) Mira'nın sevgilisi (karısı... işler biraz karışık) beni uyararak şarkıya dikkat vermemi sağladı. Bildikleri tek kelime olan benim adımı duyunca kimse bu kadar heycanlanmamıştır heralde... Şarkıyıda bilmeyenler için burda paylaşıyorum.

KIKI




30 Mart 2013 Cumartesi

S x (ÖS + ÖY + YG + LY)

Evet 10. sınıfı bitirmiş her Türk genci gibi bende dershane aramaya başladım. Koordinatlar belli olduğu için Maltepe sınırlarındaki dershanelere gidildi. Tüm dershane müdürlerinin kopyala yapıştır yaptıkları geyikler dinlendi ama bir tanesinin üstünden 3 yıl geçmiş olmasına rağmen unutamıyorum çünkü bu hocamız bakmış bu müdürler hep sallıyor benim neyim eksik deyip... keşke demeseymiş çünkü işin b.kunu çıkarmış. Size sözlerinden bir örnek vereyim: Bizim amacımız öğrencinin ygs de bir soruyu en fazla 6 saniyede çözmesini sağlamak. (bu hesapla sınav 16 dakikada bitiyor) 6 saniyelik sessizlikten sonra müdür ne içersiniz sorusuyla konuyu değiştiriyordu. Adamın ne içtiği aşikardı orada daha fazla durmanın gereksiz olduğuna ben ve babam hemfikirdik. ve sonunda okula yakınlık, maddi, (manevi yazasım geldi) , sekreterin güzelliği... gibi olgular bir araya gelince Birey Dershanesine yazıldık. Ama iyikide yazılmışım klasik bana çok iyi arkadaşlıklar kazandırdı demiyeceğim çünkü diyenlerin birbirini görünce kaldırım değiştirdiği, hasbelkader bir araya gelince Kango Cumhuriyeti'nin dış ilişkilerinden konuşduğunu çok gördüm. Bizimkisi daha bir sınıf çevresiydi.  Çünkü aynı sınıfla iki sene geçirince haliyle çok samimileşiyorsunuz. Birde ben şuna inanırım eğer birini ygs lys öncesi tanıyıp arkadaş olup sevebildiyseniz ömür boyu görüşebilirsiniz çünkü insani vasıflardan çıktıgı o gunlerde siz onu sivilceli (ergenliğinde etkisi var) saç baş dağalmış, Günlük olan  banyo sıklığının sınav öncesine düşmüş haliylede sevebildiniz. Bizim ortamımız normal dershane çekişmelerinden uzaktı. uzaktı derken çekişme yok zannetmeyin millet diğer yerlerde içinden içinden savaşırken biz ortaya para koyuyorduk. evet ciddi ciddi para koyuyorduk. Belli test sınırının altında kalırsan 20 - 50 tl arası verdiğin  bile oluyordu tabi bunlar daha sonra sana yol, su, iskender olarak geri dönüyordu. Kısacası bu yazıyı okuduğunuzda eğer dershane sayfasını kapattıysanız arkadaşlarınızı gözden geçirin iyi yeri kazananlara kardeşim nasılsın diye mesaj atın,  yok daha başlamadıysanız ise ya hiç bulaşmayın yada eğlenmesini bilin. Ne demiş ünlü seyyah, makarna yiyorsan zevk almasına bakacaksın....

KIKI

29 Mart 2013 Cuma

CouchSurfing'le Tanısma


Eğer üniversiteye geçtiyseniz ve hazırlık okuyorsanız ''İngilizce konuşma pratiği yapamıyorum'' yalanı arkasına saklanarak yeni maceralara atılmak için hemen girişimlerde bulunmuşsunuzdur. Ki bende bulundum. Yine böyle bir arayış içindeyken şuan olarak tam aklıma gelmiyor ama ya bir arkadaşımdan yada bir internet sitesinden CouchSurfing'i duydum. (Bilmiyenler için couchsurfing'in olayı sitede geniş bir aile ortamı kurarak gittiğiniz yabancı şehirde sizi gezdirebilecek yada konaklatabilecek arkadaşlar bulmanızı sağlamak. )  Hemen ufak çaplı bir araştırmadan sonra siteye üye olundu ve profil hazırlanmaya başlandı. Bir kaç gün sonra baktım ne arayan var ne soran dedim Ahmet böyle olmayacak kendimi Karaköy'de bir taksiciye abi burdan Kartal'a çok yazar mı diye soracak kadar yabancı ve yalnız hissediyordum. Bu hissiyatı annemin terliğindeki hızdan aldığım feyz ile kaybederek hemen kendimi tanıtan bir yazı hazırladım başladım istanbula gelmeye hazırlanan üyelere yollamaya...
Yazım;
I am 20 and from Istanbul, Turkey. I am studying in Istanbul Technical University. I will be Civil Engineer. My department in university's language is English so I want to improve my english. And ı want to go abroad as travel for example; Erasmus, interrail, interfly but ı shy it because my english level is intermediate and ı dont have enough english practice. If my english's level isnt a problem for you. ı want to talk and maybe meet you and help you for your travel.

I look forward your answer!

You can add me on whatsapp my number +905313029558 my facebook account: http://www.facebook.com/ahmetsahin058

Ve sadece 2 saat geçmeden mesaj kutumun yanındaki simgede çift hanelerleki sayıyı görünce eski pantolunumun cebinden bir lira çıkmış kadar sevindim. Hemen cevaplar atılıyor sohbetler ediliyordu. Belli kalıpları öğrenmeye başladım başlarda sık kullanılanlara aldığım google çeviriyi artık kullanılmış bir mendil gibi bırakmıştım. Yazma becerisinde size yararının olacağına garanti verebilirim. Tabi okulda da eğer kuulluğunuzla karizma yapamıyor hele starbaksta oturup kahvenin yanına (marka gözükecek) malborayla ayfonu üst üste koyamıyorsanız couchsurfingden edindiğiniz arkadaşlarınızla whatsapptan mesajlaşma sizi kurtacak şey olacaktır. Daha sonra muhabbet ilerleyince buraya gelenler oldu fakat başlarda biraz utanma biraz tırsmayla karışık bahaneler uydurarak couchsurferları ektim. ( - points yazıldı haneme bu yalanlardan dolayı allahtan önümüz ramazan dengeleyecek şansım olacaktı :) Fakat fazla değil iki ay sonra Mira adında bir kişiyle konuşulacak, Çek Cumhuriyet'inden 3 kişilik grup gelecek ve bu benim için  ilk couchsurfing deneyimim olacaktı. Bir dahaki yazımda bu ilk deneyimden bahsedicem. Couchsurfingle ilgilenen arkadaşlar içinde kendi profilimin adresinden bana ulaşabilirler...

CouchSurfing Profilim İçin TIKLAYIN !

KIKI